Eğitim Mi…? Eğitilememek Mi…? Yoksa Kapitalizim Mi…? Sanırım Hepsi…!

Kategori: Kurultay

MTA’da, 24-28 Mart 2008 tarihleri arasında düzenlenen, 61. Türkiye Jeoloji Kurultayı’ndaki Eğitim Çalıştayı bölümde, Güvenç ÇELEBİ (Hacettepe Üniversitesi) tarafında sunulan, Ankara JeoGenç’in (Ankara Üniversitesi-Hacettepe Üniversitesi-Orta Doğu Teknik Üniversitesi) ortak metni…

JM eğitim sorunlarını tartışırken bence en önemlisi dünyanın nereye gittiğini ve bu çerçeveden bizleri, bizden sonraki kuşakları bekleyen eğitim sistemlerini çözümlemeliyiz.Bu çözümlemeyi ; Türkiye’de ki JM eğitim sistemimiz dün nasıldı..? bugün nasıl ilerliyor..? yarın ne olmalıdır..? sorularını kendimize sorarak ve sorgulatarak yapabiliriz. Kapitalizm ve Neo-Liberal politikalar eğitim sistemimize nasıl yansımıştır..? Türkiye de ki eğitim anlayışımızın gittikçe sorgulamayan, ezbere dayalı, pratikten uzak, teoriyle bilim anlayışına döndüğünü söyleyebilirmiyiz.? Mühendislik ne için kim için yapılıyor..? Peki bu soruların altında yatan sebepler sadece eğitime el uzatan acımasız sermaye anlayışımı, Neo-Liberal politikaların karşısında tepkisiz kalan toplumumuz mu, yoksa sermayeleşme anlayışına ev sahipliği eden eğitimcilerimiz mi..? Bu sorunun cevabı sanırım hepsi.. Özellikle 1980 darbesinden sonra uygulanılan eğitim politikaları bizleri bugün dahi yakıcı bir sorun olan işsizlikle baş başa bırakmıştır. At yarışı gibi yarıştırıldığımız bir Türkiye’de yaşıyoruz kimin arpası çok verilmiş ise yarışı onlar kazanıyor. Dersahanecilik mantığıyla üniversitelere kayıtlı olduk sanırım mezun olduğumuzda da dersaneleşme mantığıyla karşı karşıya kalacağız. Son dönemlerde gündeme gelen ve bizlerin geleceğini belirleyecek olan yetkin mühendislik kavramı neye hizmet edecektir..? Uzun yıllardır tartışılan yetkin mühendislik kavramı TMMOB içerisinde dersanecilik mantığının temellerini atmıştır ve yarında bunu gerçekleştirmekten geri kalmayacaktır. Sanki işsiz bırakılmamış bu gençlerde..! biraz daha ceplerindekini harcasınlar biraz daha bize köle olsunlar diyormuşcasına bu yasa tasarıları hazırlanıyor. Bu tartışma 1990’lı yılların başından bu yana yapılmakta ve 1999 depremi sanki bu yasanın desteklenmesine araçmış gibi kullanılmakta, 1999 depreminden sonra şunu söyledi devlet büyüklerimiz ve öğretim görevlilerimiz. Resmi kayıtlara göre 20 bin vatandaşımızın hayatını kaybettiği yıkımlardan yeni mezun mühendislerimiz sorumludur denildi ve Yetkin mühendislik yasa tasarısı da bu temel üzerine oturtulmaya çalışılıdı çalışılıyor. Bugün depremde 20 binden fazla insanımızın hayatını kaybetmesi mühendislerin, belediyelerin, devlet kurumlarının etik davranmamasından, bilimsel yaklaşılmamasındandır. Pratikte baktığınızda özel sektörde çalışan yeni mezun mühendislerimizin hiçbirine projelere imza attırılmıyor zaten, kaldı ki siz bu yasayla etik davranmayan sermayesi olan bazı mühendisleri daha fazla ödüllendireceksiniz en büyük ödülde nedir biliyormusunuz..? Sizin yetiştirdiğiniz öğrencilere ve sizin daha ilk okuldayken kulağına “gelecek sizlerin elinde” dediğiniz evlatlarınıza kölelik bahşetmenizdir. 5 yıl daha hayatımızın en verimli en enerji dolu olduğu yıllarda güvenliksiz ve köle gibi çalıştırılan insanlar olmak istemiyoruz. Bugün kaç tane öğretim görevlimiz okullarımızda öğrencilerle konuşuyor, iletişim halinde, bilimsellik ve toplumsallık tartışıyor. Kaç arkadaşımız hocalarının odalarına korkmadan girebiliyor. Tamamen nota endekslenmiş bir öğrenci zihniyeti ile devam ediyoruz bir mühendise sorulmaması gereken ezber sorularıyla devam ediyoruz. Şunun kesinlikle farkındayız evet biz yetkili değiliz mezun olduğumuzda da yetersiziz ama burada kesilecek fatura öğrenciye değil sayın öğretim görevlilerim sizin kabul gördüğünüz eğitim sistemine kesilmelidir. Hiçbirimiz işimizi doğru yapmanın, sorunlara etik yaklaşmanın yada toplum için mühendislik yapmanın karşısında değiliz. ..? Öğrenciler olarak TMMOB bünyesinde ki öğrenci örgütlülükleri olarak bunu her zaman tartışmak, ortaya koymak istedikse de kendi çıkarları rant kapılarını geliştirmek isteyen zihniyetler tarafından engellemek istendik. Çünkü bu yasa taslağı bazı çevrelerindir. Bu problemin çözüm yolu sırtımıza bir 5 yıl daha yükleyerek değil daha bilimsel eğitim verilerek aşılabilir. Gözleriniz önünde belki de farkında olmadan bir gençlik yeni bir jenerasyon eriyerek yetişmektedir. Bu noktada yapılması gerekenleri toplumun yararı üzerinden düşünmek, siyasi politikalara yansıtarak çözmek gerekmektedir. Üniversiteleri aile şirketleri gibi kullanmak hiçbir bilim adamına yakışmayacaktır yada bunun karşısında durmamak bunlarda bizim evlatlarımızdır dememek bizden sonra ki kuşaklara da bize bırakamadığınız bir geleceği hazırlamak demektir. En son hepinizin bildiği üzere 2004 de YÖK ün aldığı kararla bazı üniversitelerde diplomalarımızdan mühendis ünvanları kaldırıldı bunun ne sebeple yapıldığını içimizde kaçımız biliyor yada kaçımız buna dur dedik. , bu başta küçük bir değişiklik gibi görünse de altında yatan sebepler farklıdır çünkü YÖK de yetkin mühendislik yasası ile oluşacak açık pazardan pay için bunu yaptığı açık ortadadır. AB uyum sağlama adı altında köleleştiriliyoruz. Öğretim üyelerimizin büyük sorumluluklar olduğunu düşünüyoruz.

Eğitimimizin dününe bakacak olursak 1978 jeoloji eğitiminin sorunları paneli yapıldığın da 7 üniversite de jeoloji mühendisliği var 2003 Ürgüp’de yapılan jeoloji eğitiminin dünü bugünü yarını panelinde ise 27 üniversitedir yıl 2008 bu sayı aynıdır. Sayılardaki bu artışın sebebi ülkemizin jeoloji mühendisliği sıkıntısı çektiğinden mi yoksa başka bir mantığımı var..? Jeoloji mühendisliği bölümlerine bakıldığında laboratuar sıkıntısı araziye çıkamama sıkıntısı, yetişmiş akademisyen sıkıntısı, gibi sıkıntılarla boğuşan üniversitelerimiz vardır. Türkiye de ki üniversitelerde eğitimde fırsat eşitliği yoktur, mühendislikte ki yenlikler ve bu yeniliklere entekre olma açısından çalışmalar ortak yürütülmemektedir. Bugün bu sıkıntılar için ne yapabilirizi tartışmak gerekirken neden bu kadar fazla bölüm açtığımızı tartışıyoruz çünkü içinde bulunduğumuz bu tartışma konularının getirdiği süreçler bunları besliyor. Şunu sormak isterim bugün 78 den 2003 e kadar 20 tane bölümün artışı ve bu artışa oranla kontenjan artışları yapılırken bizim akademisyenlerimiz neredeydiler. İşsizliğe sevk edilen bu kadar öğrencileri varken sorunun hangi tarafında duruyorlardı. Bu çerçeveden yaklaşırsak eğer, bir çok akademisyen üniversiteleri kendi malları ve çiftlikleri gibi kullanmıyorlar mı..?

Jeoloji mühendisliği eğitim sorunlarına bakış açımız toplum için mühendislik ilkemizin geliştirilmesinden yana olmalıdır..Sermaye yanlısı her yaklaşım mühendislik de etik anlayışını ve mühendislik eğitiminde bireyselci bencil eğitim anlayışı besleyecektir. Bu noktadan yaklaşmak gerekirse eğer etik olmayan her yaklaşım bizi daha da köleleştirecek ve kendi toplumuna gözünü kırpmadan ihanet edebilecek çok insan yetiştirecektir..? Bugün sizin tepki koymadığınız yada bizzat sizin jenerasyonların hazırladığı eğitim sistemiyle yetiştirildik ilkokuldan bu yana sorgulamadan ezberleyerek bir eğitim süzgecinden geçtik bu noktada suçlu olan bizlermiyiz yoksa bu zemini hazırlayan sizlermisiz..?

Neo-Liberal politikaların dayatması işçinin köylünün köleleştirilmesi yanlış hükümet politikaları toplumumuzun 1980 sonrası sindirilme politikalarıyla hakkını aramanın düşüncesini söylemenin suç olduğu bir Türkiye inşa edilmesine, toplum için mühendislik anlayışının da ortadan kalkmasına yol açmıştır. Üniversiteler sermayenin talepleri doğrultusun da hareket etmekle kalmıyor artık kendi öğrencilerini, evlatlarını sermaye, müşteri gözüyle görmeye başlamıştır. Hatta çok ilginçtir bir bölüm başkanı ikinci öğretimlerle ilgili kendisine soru yöneltildiğinde ikinci öğretimlerden gelecek paraya güvenerek bir çok öğretim görevlimiz ev, araba aldı eğer kapatırsak bunların parasını kim ödeyecek diye cevap verebilme cesaretini gösterebiliyor. Aslında bu cevabın altın da yatan gerçekler açık ortadadır, sorunlara öğrencilerin gözünden bakmak yerine kendi cepleri gözünden bakan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Eğitim sisteminin birer parçası olan biz öğrencilerin geleceğimizi ilgilendiren konularda düşüncelerimizi özgürce ifade edebilme ve bunun örgütlenmesinin aracı olan öğrenci örgütlülüklerinin önünde ki çeşitli engeller.

Hayatı tanımaya başladığımız ilk yıllarda gelecek sizlerin elinde yalanları ile avutulduk ama sanırım bu çok büyük bir yalan halini almış durumda ve bize böyle bir gelecekle karşı karşıyayız..Üniversite yönetimleri çoğu zaman jeoloji mühendisliği bölümlerinin külfetli olduğunu arazi çalışmaları için ayrılan ödeneklerin çok olduğundan şikayet etmektedir. Türkiye de ki bazı Jeoloji Mühendisliği bölümlerinde araziye bile çıkılamıyor yada arazi programı olan okullarda öğrencilerden para toplanıyor.

Peki bu kadar sorundan bahsettik neler yapılmalı neler yapılabilir. Öncelikle üniversitelerde ki eğitim teorikten çok pratiğe, üretmeye yönelik çalışmalar yapan üniversite modelleri geliştirilmelidir. Uzmanlık sorunu yetkililik sorunu adilce ve parasız, dershaneleşme olmadan üniversite içinde çözümlenmelidir. TMMOB ile üniversiteler birlikte hareket edebilecek çalışmaları desteklemeli , TMMOB bünyesinde oluşturulan öğrenci komisyonlarının örgütlenmesi desteklenmeli ve öğrencilerle akademisyenler arasında ki bağ geliştirilmelidir. Üniversite öğrenimi eşit, parasız, demokratik, bilimsel ve anadilde olmalıdır.

Bu noktada eğitim konusunda ki uygulamaların ve buna ilişkin çıkarılan yasaların şuan uygulanan ekonomik kültürel sosyal politikalardan ayrılamayacağını ve neo-liberal bir bütünlük sergilediğini söyleyebiliriz. Öyleyse bir tercih yapmak durumundayız.Eğitimin de yaşama hakkı gibi sağlık hakkı gibi vazgeçilmez ve herkesin eşit olarak faydalanabileceği bir yapıya kavuşturulması yada bütün bu hakların belirli sermaye gruplarının ve onların çıkarlarına hizmet eden bir yapıya evrilmesi ikileminde bir tercihle karşı karşıyayız.





You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. Both comments and pings are currently closed.