Archive for the ‘Kurultay’ Category

Eğitim Mi…? Eğitilememek Mi…? Yoksa Kapitalizim Mi…? Sanırım Hepsi…!

Bu yazı, Kurultay kategorisindedir.

MTA’da, 24-28 Mart 2008 tarihleri arasında düzenlenen, 61. Türkiye Jeoloji Kurultayı’ndaki Eğitim Çalıştayı bölümde, Güvenç ÇELEBİ (Hacettepe Üniversitesi) tarafında sunulan, Ankara JeoGenç’in (Ankara Üniversitesi-Hacettepe Üniversitesi-Orta Doğu Teknik Üniversitesi) ortak metni…

JM eğitim sorunlarını tartışırken bence en önemlisi dünyanın nereye gittiğini ve bu çerçeveden bizleri, bizden sonraki kuşakları bekleyen eğitim sistemlerini çözümlemeliyiz.Bu çözümlemeyi ; Türkiye’de ki JM eğitim sistemimiz dün nasıldı..? bugün nasıl ilerliyor..? yarın ne olmalıdır..? sorularını kendimize sorarak ve sorgulatarak yapabiliriz. Kapitalizm ve Neo-Liberal politikalar eğitim sistemimize nasıl yansımıştır..? Türkiye de ki eğitim anlayışımızın gittikçe sorgulamayan, ezbere dayalı, pratikten uzak, teoriyle bilim anlayışına döndüğünü söyleyebilirmiyiz.? Mühendislik ne için kim için yapılıyor..? Peki bu soruların altında yatan sebepler sadece eğitime el uzatan acımasız sermaye anlayışımı, Neo-Liberal politikaların karşısında tepkisiz kalan toplumumuz mu, yoksa sermayeleşme anlayışına ev sahipliği eden eğitimcilerimiz mi..? Bu sorunun cevabı sanırım hepsi.. Özellikle 1980 darbesinden sonra uygulanılan eğitim politikaları bizleri bugün dahi yakıcı bir sorun olan işsizlikle baş başa bırakmıştır. At yarışı gibi yarıştırıldığımız bir Türkiye’de yaşıyoruz kimin arpası çok verilmiş ise yarışı onlar kazanıyor. Dersahanecilik mantığıyla üniversitelere kayıtlı olduk sanırım mezun olduğumuzda da dersaneleşme mantığıyla karşı karşıya kalacağız. Son dönemlerde gündeme gelen ve bizlerin geleceğini belirleyecek olan yetkin mühendislik kavramı neye hizmet edecektir..? Uzun yıllardır tartışılan yetkin mühendislik kavramı TMMOB içerisinde dersanecilik mantığının temellerini atmıştır ve yarında bunu gerçekleştirmekten geri kalmayacaktır. Sanki işsiz bırakılmamış bu gençlerde..! biraz daha ceplerindekini harcasınlar biraz daha bize köle olsunlar diyormuşcasına bu yasa tasarıları hazırlanıyor. Bu tartışma 1990’lı yılların başından bu yana yapılmakta ve 1999 depremi sanki bu yasanın desteklenmesine araçmış gibi kullanılmakta, 1999 depreminden sonra şunu söyledi devlet büyüklerimiz ve öğretim görevlilerimiz. Resmi kayıtlara göre 20 bin vatandaşımızın hayatını kaybettiği yıkımlardan yeni mezun mühendislerimiz sorumludur denildi ve Yetkin mühendislik yasa tasarısı da bu temel üzerine oturtulmaya çalışılıdı çalışılıyor. Bugün depremde 20 binden fazla insanımızın hayatını kaybetmesi mühendislerin, belediyelerin, devlet kurumlarının etik davranmamasından, bilimsel yaklaşılmamasındandır. Pratikte baktığınızda özel sektörde çalışan yeni mezun mühendislerimizin hiçbirine projelere imza attırılmıyor zaten, kaldı ki siz bu yasayla etik davranmayan sermayesi olan bazı mühendisleri daha fazla ödüllendireceksiniz en büyük ödülde nedir biliyormusunuz..? Sizin yetiştirdiğiniz öğrencilere ve sizin daha ilk okuldayken kulağına “gelecek sizlerin elinde” dediğiniz evlatlarınıza kölelik bahşetmenizdir. 5 yıl daha hayatımızın en verimli en enerji dolu olduğu yıllarda güvenliksiz ve köle gibi çalıştırılan insanlar olmak istemiyoruz. Bugün kaç tane öğretim görevlimiz okullarımızda öğrencilerle konuşuyor, iletişim halinde, bilimsellik ve toplumsallık tartışıyor. Kaç arkadaşımız hocalarının odalarına korkmadan girebiliyor. Tamamen nota endekslenmiş bir öğrenci zihniyeti ile devam ediyoruz bir mühendise sorulmaması gereken ezber sorularıyla devam ediyoruz. Şunun kesinlikle farkındayız evet biz yetkili değiliz mezun olduğumuzda da yetersiziz ama burada kesilecek fatura öğrenciye değil sayın öğretim görevlilerim sizin kabul gördüğünüz eğitim sistemine kesilmelidir. Hiçbirimiz işimizi doğru yapmanın, sorunlara etik yaklaşmanın yada toplum için mühendislik yapmanın karşısında değiliz. ..? Öğrenciler olarak TMMOB bünyesinde ki öğrenci örgütlülükleri olarak bunu her zaman tartışmak, ortaya koymak istedikse de kendi çıkarları rant kapılarını geliştirmek isteyen zihniyetler tarafından engellemek istendik. Çünkü bu yasa taslağı bazı çevrelerindir. Bu problemin çözüm yolu sırtımıza bir 5 yıl daha yükleyerek değil daha bilimsel eğitim verilerek aşılabilir. Gözleriniz önünde belki de farkında olmadan bir gençlik yeni bir jenerasyon eriyerek yetişmektedir. Bu noktada yapılması gerekenleri toplumun yararı üzerinden düşünmek, siyasi politikalara yansıtarak çözmek gerekmektedir. Üniversiteleri aile şirketleri gibi kullanmak hiçbir bilim adamına yakışmayacaktır yada bunun karşısında durmamak bunlarda bizim evlatlarımızdır dememek bizden sonra ki kuşaklara da bize bırakamadığınız bir geleceği hazırlamak demektir. En son hepinizin bildiği üzere 2004 de YÖK ün aldığı kararla bazı üniversitelerde diplomalarımızdan mühendis ünvanları kaldırıldı bunun ne sebeple yapıldığını içimizde kaçımız biliyor yada kaçımız buna dur dedik. , bu başta küçük bir değişiklik gibi görünse de altında yatan sebepler farklıdır çünkü YÖK de yetkin mühendislik yasası ile oluşacak açık pazardan pay için bunu yaptığı açık ortadadır. AB uyum sağlama adı altında köleleştiriliyoruz. Öğretim üyelerimizin büyük sorumluluklar olduğunu düşünüyoruz.

Eğitimimizin dününe bakacak olursak 1978 jeoloji eğitiminin sorunları paneli yapıldığın da 7 üniversite de jeoloji mühendisliği var 2003 Ürgüp’de yapılan jeoloji eğitiminin dünü bugünü yarını panelinde ise 27 üniversitedir yıl 2008 bu sayı aynıdır. Sayılardaki bu artışın sebebi ülkemizin jeoloji mühendisliği sıkıntısı çektiğinden mi yoksa başka bir mantığımı var..? Jeoloji mühendisliği bölümlerine bakıldığında laboratuar sıkıntısı araziye çıkamama sıkıntısı, yetişmiş akademisyen sıkıntısı, gibi sıkıntılarla boğuşan üniversitelerimiz vardır. Türkiye de ki üniversitelerde eğitimde fırsat eşitliği yoktur, mühendislikte ki yenlikler ve bu yeniliklere entekre olma açısından çalışmalar ortak yürütülmemektedir. Bugün bu sıkıntılar için ne yapabilirizi tartışmak gerekirken neden bu kadar fazla bölüm açtığımızı tartışıyoruz çünkü içinde bulunduğumuz bu tartışma konularının getirdiği süreçler bunları besliyor. Şunu sormak isterim bugün 78 den 2003 e kadar 20 tane bölümün artışı ve bu artışa oranla kontenjan artışları yapılırken bizim akademisyenlerimiz neredeydiler. İşsizliğe sevk edilen bu kadar öğrencileri varken sorunun hangi tarafında duruyorlardı. Bu çerçeveden yaklaşırsak eğer, bir çok akademisyen üniversiteleri kendi malları ve çiftlikleri gibi kullanmıyorlar mı..?

Jeoloji mühendisliği eğitim sorunlarına bakış açımız toplum için mühendislik ilkemizin geliştirilmesinden yana olmalıdır..Sermaye yanlısı her yaklaşım mühendislik de etik anlayışını ve mühendislik eğitiminde bireyselci bencil eğitim anlayışı besleyecektir. Bu noktadan yaklaşmak gerekirse eğer etik olmayan her yaklaşım bizi daha da köleleştirecek ve kendi toplumuna gözünü kırpmadan ihanet edebilecek çok insan yetiştirecektir..? Bugün sizin tepki koymadığınız yada bizzat sizin jenerasyonların hazırladığı eğitim sistemiyle yetiştirildik ilkokuldan bu yana sorgulamadan ezberleyerek bir eğitim süzgecinden geçtik bu noktada suçlu olan bizlermiyiz yoksa bu zemini hazırlayan sizlermisiz..?

Neo-Liberal politikaların dayatması işçinin köylünün köleleştirilmesi yanlış hükümet politikaları toplumumuzun 1980 sonrası sindirilme politikalarıyla hakkını aramanın düşüncesini söylemenin suç olduğu bir Türkiye inşa edilmesine, toplum için mühendislik anlayışının da ortadan kalkmasına yol açmıştır. Üniversiteler sermayenin talepleri doğrultusun da hareket etmekle kalmıyor artık kendi öğrencilerini, evlatlarını sermaye, müşteri gözüyle görmeye başlamıştır. Hatta çok ilginçtir bir bölüm başkanı ikinci öğretimlerle ilgili kendisine soru yöneltildiğinde ikinci öğretimlerden gelecek paraya güvenerek bir çok öğretim görevlimiz ev, araba aldı eğer kapatırsak bunların parasını kim ödeyecek diye cevap verebilme cesaretini gösterebiliyor. Aslında bu cevabın altın da yatan gerçekler açık ortadadır, sorunlara öğrencilerin gözünden bakmak yerine kendi cepleri gözünden bakan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Eğitim sisteminin birer parçası olan biz öğrencilerin geleceğimizi ilgilendiren konularda düşüncelerimizi özgürce ifade edebilme ve bunun örgütlenmesinin aracı olan öğrenci örgütlülüklerinin önünde ki çeşitli engeller.

Hayatı tanımaya başladığımız ilk yıllarda gelecek sizlerin elinde yalanları ile avutulduk ama sanırım bu çok büyük bir yalan halini almış durumda ve bize böyle bir gelecekle karşı karşıyayız..Üniversite yönetimleri çoğu zaman jeoloji mühendisliği bölümlerinin külfetli olduğunu arazi çalışmaları için ayrılan ödeneklerin çok olduğundan şikayet etmektedir. Türkiye de ki bazı Jeoloji Mühendisliği bölümlerinde araziye bile çıkılamıyor yada arazi programı olan okullarda öğrencilerden para toplanıyor.

Peki bu kadar sorundan bahsettik neler yapılmalı neler yapılabilir. Öncelikle üniversitelerde ki eğitim teorikten çok pratiğe, üretmeye yönelik çalışmalar yapan üniversite modelleri geliştirilmelidir. Uzmanlık sorunu yetkililik sorunu adilce ve parasız, dershaneleşme olmadan üniversite içinde çözümlenmelidir. TMMOB ile üniversiteler birlikte hareket edebilecek çalışmaları desteklemeli , TMMOB bünyesinde oluşturulan öğrenci komisyonlarının örgütlenmesi desteklenmeli ve öğrencilerle akademisyenler arasında ki bağ geliştirilmelidir. Üniversite öğrenimi eşit, parasız, demokratik, bilimsel ve anadilde olmalıdır.

Bu noktada eğitim konusunda ki uygulamaların ve buna ilişkin çıkarılan yasaların şuan uygulanan ekonomik kültürel sosyal politikalardan ayrılamayacağını ve neo-liberal bir bütünlük sergilediğini söyleyebiliriz. Öyleyse bir tercih yapmak durumundayız.Eğitimin de yaşama hakkı gibi sağlık hakkı gibi vazgeçilmez ve herkesin eşit olarak faydalanabileceği bir yapıya kavuşturulması yada bütün bu hakların belirli sermaye gruplarının ve onların çıkarlarına hizmet eden bir yapıya evrilmesi ikileminde bir tercihle karşı karşıyayız.





JeoGenç 2. Öğrenci Üye Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Bu yazı, Kurultay kategorisindedir.

JeoGenç 2. Öğrenci Üye Kurultayı, 22 üniversiteden öğrencilerin katılımıyla 17-18 Kasım 2007 tarihlerinde MTA Kültür Sitesi‘nde gerçekleştirilmiştir. Kurultay kapsamında 10 oturumda (İşsizlik, Yetkin Mühendislik, AB-GATS Özelleştirmesi ve Akreditasyon, Küresel Isınma, Bilim Felsefesi, Doğal Afetler, Jeoloji Mühendisliği Eğitiminde Çeşitli Sorunlar, Kentleşme ve Jeoloji, Çevre Sorunları ve Jeoloji ve Jeolojik Miras) 78 bildiri sunulmuş, 74 bildiriyi içeren 200 sayfalık bildiri kitabı yayınlanmış, “JeoGenç‘in dünü bugünü yarını” konulu bir forumun yanısıra, konser, şiir dinletisi, sergi ve çeşitli etkinlikler düzenlenmiş.ve katılımcı 300 dolayındaki jeoloji mühendisliği öğrencisine, öğrenci profilinin belirlenmesini amaçlayan bir anket uygulanmıştır.

Kurultayda varılan sonuçları kısaca vurgulamak gerekirse;

Jeoloji Mühendisliği eğitimindeki sorunlar eğitimin genel sorunlarından bağımsız değildir. Jeoloji mühendisliği eğitimindeki sorunların çözümü için eğitim sisteminde yapısal değişiklikler gereklidir. Bu doğrultuda ilk adım olarak, bilimi ve mühendisliği sermayenin değil, toplumun yararına düşünmek ve uygulamak esas alınmalıdır.

Bu bakış açısı gözardı edilmeden yapılması gereken tartışmanın üç aşamada ele alınması gerekir:

- Jeoloji mühendisliği eğitimi öncesinde yaşanan süreç
- Jeoloji mühendisliği eğitimi sırasında yaşanan süreç
- Jeoloji mühendisliği eğitimini sonrasında yaşanan süreç.

İlk aşamada, yani jeoloji mühendisliği eğitimi öncesinde yaşanan süreçte, eğitim sisteminde kişiler ilgi alanları doğrultusunda yönlendirilmiş, ilk ve orta düzeyde aldıkları eğitimle üniversitede öğrenim görmeye hazır hale gelmiş olmalıdır. Üniversite öğrenimi eşiğine gelmiş kişi artık, araştırma ve yorumlama gibi, bu öğrenimde gerek duyacağı temel yöntemleri uygulamayı bir özellik olarak edinmiş olmalıdır. Ülkemiz verili koşullarında böyle bir durumun gerçekliğinden söz edilemeyeceği açıktır. Diğer mühendislik alanlarındaki eğitimde olduğu gibi, jeoloji mühendisliği eğitimindeki sorunlar da daha bu aşamada başlamaktadır. Dolayısıyla, sorun, eğitim sürecinin sonraki aşamalarında değişik görünümler altında ortaya çıkacak olsa da, kaynağı ve yaşanmasına neden olan politikalar ve çözümleri öncelikle bu aşamada ele alınmalıdır. Bu, kaçınılmaz olarak, genel düşünce tarihi, düşünce yöntemleri ve bilimsel düşünüş konularında eğitimin genel eğitimin bir parçası olma zorunluluğunun ön-kabulünü gerektirmektedir.

Jeoloji mühendisliği eğitimi sürecinde, mühendis adaylarının mesleğe dair teorik ve pratik bilgilerle donatılması, mühendisliğin ne için kullanılması gerektiği ve mühendislik etiğinin neyi amaçladığı konularında belli bir doygunluğa ulaştırılmış olması gerekir. Ancak, bu süreç, bir önceki sürecin eksik yaşanmışlığının da etkisiyle, olması gerekenden çok farklı yaşanmaktadır. Bu nedenle, eğitim sürecinde yaşanan sorunlar bu aşamada katlanarak artmaktadır.

Ülkemiz koşullarındaysa, gençler, yetersiz ilk-orta ve üniversite öğreniminden sonra, neredeyse jeoloji mühendisliğinin anlamı ve işlevinin çok da bilincinde olmaksızın ve işsizler ordusuna yedeklenmeden bir çıkış bulabilmek umuduyla, mühendislik etiğinin gerektirdiklerinin çok uzağında bir düşünce sistematiğini yüklenmiş olarak mezun edilmektedir.

Jeoloji mühendisliği eğitimini tamamlayıp mühendis olma hakkını kazanan kişiler, kendi ilgilendiği alanda istihdam edilmelidir. Oysa bu aşamada da süreç gerektiği gibi işlemez ve belki de bahsedilen sorunlar içerisinde en can alıcı olanı da “jeoloji mühendisi olarak çalışmama” şeklinde ortaya çıkar. Bu sorun, varlığıyla, bir anlamda tüm bu tartışmaları anlamsızlaştırır. Çünkü, jeoloji mühendisliği yapmayacak insanların jeoloji mühendisliği eğitimi sürecinde yaşadığı özgül sorunların da artık bir önemi kalmaz. Açıktır ki, bu, tüm mühendislik alanlarının eğitim sürecine ve daha da ötesinde tüm üniversiter eğitim süreci için yaşanan bir durumdur.

Bugün, jeoloji mühendisliği eğitimi tartışılırken, tüm bu süreçleri ve nedenlerini gözardı eder ve tepeden inme “çözümler” üretmeye kalkışırsak, yanlışlar zincirine bir halka daha eklemiş oluruz.

Çözüm gibi sunulan “Yetkin mühendislik”, sözedilen süreçleri ve sorunları tümden yok sayan ve sorunların kaynağında yatan politikaların devamı olarak üretilmiş bir aldatmacadır.

Bu bağlamda, Kurultayda jeoloji mühendisliği eğitimi ve sorunları konusunda sunulan bildiriler, raporlar, yürütülen tartışmalar, forumdaki görüş ve öneriler göz önüne alınarak, eğitim sürecinde yaşanan özgül sorunlara ilişkin olarak aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:

- Üniversite öğrenimi eşit, parasız, demokratik, bilimsel ve anadilde olmalıdır;
- Cinsiyet ayrımcılığı ortadan kaldırılmalıdır;
- Mühendislik eğitiminde toplumsal duyarlılığı esas alan bir yöntem benimsenmelidir;
- Üniversitelerde soruşturma terörüne son verilmelidir;
- Polis jandarma üniversitelerden uzaklaştırılmalı, üniversiteler kışla statüsünden çıkarılmalıdır,
- Faşist, gerici, şöven unsurların üniversitelerde dahil tüm eylem alanlarında dağıtılmalıdır;
- YÖK kaldırılmalıdır;
- Üniversitelerdeki tüm antidemokratik uygulamalara son verilmelidir;
- GATS‘ın sonucu olarak gündeme gelen, eğitim, sağlık, çevre ve mühendislik hizmetlerindeki piyasalaştırılma süreci durdurulmalıdır;
- AB-GATS süreçlerinin mühendislik alanına etkilerinden biri olan yetkin ya da yetkili ya da uzman mühendislik yasası ve ilgili mevzuat derhal geri çekilmelidir;
- Yeni Jeoloji Mühendisliği bölümü açılmamalı, kontenjanlar sınırlı tutulmalı, ikinci öğretim kaldırılmalıdır.

Kurultay‘da “Yerküre ve İnsan” konusunda varılan ve kamuoyuna duyurmak istediğimiz sonuçları vurgularsak:

- Jeoloji insanı doğayla dost kılacak uygulamalı bir bilimdir. İnsanın yerküreyi anlama ve değiştirme çabasında jeoloji büyük önem taşır.
- İnsanın doğayla ilişkisi, insanın insanla ilişlisinin bir yansımasıdır.
- Yerkürenin doğal bir döngüsü olan küresel ısınma, sistemin doğayı hoyratça kullanmasının ve aşırı üretim ve pompalanmış tüketimin bir sonucu olarak gitgide hızlanan bir sürece dönüşmekte ve canlı yaşamını çok büyük ölçekte tehdit eden bir noktaya ulaşmaktadır. Bu sürecin daha da hızlandırılması yaşanan karmaşayı ve sorunları içinden çıkılmaz noktalara taşıyabilecektir.
- Yerbilimleri toplumun tüm kesimlerine tanıtılmalı,.insanlar deprem, heyelan, volkan faaliyetleri gibi doğal afetler ve jeolojik tehlikeler konusunda bilgilendirilmelidir.
- İnsan doğa ilişkisinin sürdürülebilirliği güvence altına alınması için plan sistematiğine ihtiyaç vardır.
- Toplum genelinde bir katkısı olmayacak ve sadece çok sınırlı bir çevrenin palazlanması sonucunu yaratacak olan Kazdağları yöresi altın arama ve işletmeciliği uygulamasına son verilmeli, genel ekonomik getirisi olmaksızın “doğal kaynakları değerlendiriyoruz” yanıltmacası altında sürdürülen doğa ve yaşam katliamı önlenmelidir.

Daha üretken, katılımcı, çoğulcu ve güçlü bir JeoGenç için BİLİMLE, EMEKLE, İNATLA UMUTLA…

JeoGenç 1. Öğrenci Üye Kurultayı Sonuç Bildirgeleri

Bu yazı, Kurultay kategorisindedir.

12 Kasım 2005 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen kurultaya değişik üniversitelerdeki 23 Jeoloji bölümünde okuyan 300 civarında öğrenci katıldı. Ağırlıklı olarak bildiri hazırlayanlarla sınırlı tutulmasına karşın katılımın bu düzeye ulaşması anlamlıydı. 50’yi aşkın bildiri, görsel sunumlar, karikatür, fotoğraf sergisi ve müzik dinletisiyle zenginleşen kurultay oldukça coşkulu geçti.

Yürütme Kurulu adına Ankara JeoGenç’ten Hüseyin UYTUN’un konuşmasıyla başlayan açılış konuşmaları TMMOB Yönetim Kurulu başkanı Mehmet SOĞANCI ve Oda Başkanımız İsmet CENGİZ’le devam etti.

İlk konuşmayı yapan Hüseyin UYTUN, Kurultay’a duyulan ilgi ve katılımın beklenenin çok üzerinde olduğunu vurgulayarak, olası eksiklik ve hataların ilk kez yapılmasına ve Yürütme Kurulu’nun eksikliklerine sayılmasını diledi. Bu kurultayda edinilen deneyimlerin eleştiri ve özeleştiri süzgecinden geçirilerek ikinci kurultaya taşınacağını belirten UYTUN, emeği geçen tüm arkadaşlara ve bu ortamı sağlamak için tüm olanaklarını seferber eden JMO Yönetim Kurulu’na teşekkür etti.

Konuşmasına JeogGenç’in 8 Ekim’deki TMMOB mitingine renkli ve coşkulu katılımına dikkat çekerek başlayan SOĞANCI, aynı coşku ve heyecanı bu kurultayda da görmekten duyduğu sevinci belirterek, ilk kez yapılan bu kurultaya tanıklık etmenin onurunu yaşadığını vurguladı.

JMO Yönetim Kurulu Başkanı İsmet CENGİZ yaptığı konuşmayla salonun coşkusunu yükseltti. JeoGenç’in kısa bir zaman dilimindeki gelişimine dikkat çeken başkan, TMMOB’nin 8 Ekim Mitingi’nde Ankara’ya akan dere ve ırmakların, 28 Ekim’de Mersin bölgesel kurultayıyla sel olup çağladığını, bu kurultayla da denize dönüştüğünü, “deniz olunduğunu” vurguladı.

Sırasıyla sunulan, “TMMOB’nin unutulmaz başkanı, Teoman ÖZTÜRK”, “JMO tanıtımı” ve “JeoGenç tanıtımı” görsel sunumları oldukça ilgi çekti. Özellikle “JeoGenç” sunumuna salondan heyecan ve alkışlarla eşlik edildiği gözlendi.

İzleyen saatlerde oluşturulan 5 oturum için olabildiğince tüm üniversitelerden arkadaşlarımızın temsil edildiği divanlar ve sonuç bildirgeleri komisyonu oluşturuldu. “Doğa İnsan İlişkisi ve Jeoloji”, “Cins Ayrımcılığı”, “Mühendislik Eğitimi ve Etik”, “İşsizlik ve serbest bildiriler”, “Oda –Öğrenci İlişkisi ve Öğrenci Profili Değişimi” başlıklar altında 50’yi aşkın bildiri sunuldu.

Oturumlar sonunda gerçekleştirilen forumlar canlı tartışma ve eleştirilerle kurultayın daha hareketli ve etkin geçmesine katkıda bulundu. Her oturum başlangıcında bu tartışmaların ışığında hazırlanan bir önceki oturumun sonuç bildirgesi okundu.

Mesleğimizin emekçilerinden ve emeklilerinden Ali ÇAKMAKOĞLU’NUN İzmir’den taşıdığı karikatür sergisi ve Eskişehir JeoGenç’in “kadın Fotoğrafları Sergisi” kurultay boyunca ilgiyle izlendi.

Kurultaydaki sunumları içeren ve kurultaydan önce basılarak katılımcılara dağıtılan “Bildiriler Kitabı” izleyicilerin beğeni ve övgülerini aldı.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız kurultay gözlemlerinden sonra, tüm arkadaşlarımızın görüş, öneri ve eleştirilerini özellikle beklediğimizi bildiriyor, bu süreçte emeği geçen tüm arkadaşlarımızı bir kez daha kutluyor, ölçülemez katkı ve destekleri için Jeoloji Mühendisleri Oda’sı Yönetim Kurulu’na şükranlarımızı sunuyoruz.

JeoGenc’in İkinci Öğrenci Kurultay’ın da buluşmak üzere şimdiden sözleşelim.

Sen de tut dünyanın bir ucundan

Daha hızlı dönsün

KURULTAY YÜRÜTME KURULU

ODA-ÖĞRENCİ İLİŞKİSİ VE ÖĞRENCİ PROFİLİ OTURUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

Ülkemizin son yirmi yıllık tarihinde sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda çok hızlı bir değişim geçirdiği herkes tarafından bilinmektedir. Kuşkusuz ki 1980 askeri darbesinin toplumsal belleğimizde açtığı yaralar daha kapanmamıştır. Meslek örgütlerin üyeleriyle arasındaki bağlar üye olma zorunluluğu kaldırılarak koparılmaya çalışılmıştır. Egemenler aynı zamanda da, toplumu ve özellikle gençliği psikolojik bir baskı altına alarak mücadelenin önüne geçmeye ve toplumun, dinamik kesimlerle bağlarını koparmaya çalışmaktadırlar.

50’li yıllardan 80’li yıllara kadar sorgulama, yorumlama, kendi özgün düşüncelerini yaratma ve ifade etmek gibi konularda ileri noktalara gelebilmiş gençliğin önemli bir kısmı olan öğrenci gençlik, bu gün bu yeteneklerinden yoksun bir şekilde evrilmeye devam ediyor. Geneli atomize olmuş, kolektif yaşamdan uzak, alternatifi göremeyen bu öğrenci tipolojisi kendine ev okul ve suni eğlence alanları dışında bir yaşam alanı yaratamamıştır. İşsizlik, sağlık, barınma gibi en temel toplumsal sorunları tartışmak bir yana, doğrudan kendi yaşamını ilgilendiren sorunlarla ilgilenip kafa yormayı bile anlamsız bulmaktadır. Öğrenci profilinin yarattığı bu etki ve odaların örgütlenme anlamında yeterli gayreti gösterememesi, odaları adeta öğrencilerden yalıtık bir görünüm verdiği açıkça ortadadır.

Üniversitelerdeki bu olumsuz tabloya rağmen bu gün yapılması gereken ivedi görev öğrencilerin kendini ifade edebilecek alanları yaratmak. Öğrencilerin içinde bulunduğu bilimsel,mesleki her türlü faaliyeti elinden geldiğince destelemesi, odanın yılladır birikmiş deneyimlerinin öğrencilerle paylaşması, iş hayatında çıkabilecek sorunlarla ilgili öğrencilerin bilgilendirilmesi, geleceğin oda yöneticileri olarak yönetim kademelerinde ve bilimsel-teknik kurultaylarda öğrencilerin de kendilerini ifade etmesi, öğrenci üyeliğin özendirilmesi işler odanın öğrencilerle bağlarını kurmak açısından son derce faydalı olacaktır. Diğer yandan odamızın 30 yıllık tarihinde ilk defa kurultay yapan biz JeoGençliler var olduğumuz illerdeki odamızın şube ve temsilciliklerini öğrenci örgütlülüğü konusunda daha aktif bir şekilde çalışmalarını sağlamak amacıyla zorlamalı, yeni arkadaşlarımızı buralar yönlendirmeli, öğrencilerle oda arasında bir köprü olan JeoGenç’e daha kurumsal ve demokratik bir işleyiş vermeliyiz.

Bu gün Oda üyelerinin ve diğer jeoloji mühendislerinin mesleki ve sosyal alanlarda yaşadığı her sorun yarın bizi bekleyen o sorunlardır. JeoGenç odamızın bu alanda vermiş olduğu mücadelenin öğrencilere aktarılacağı araçtır. Oda ve öğrenciler ancak bu araçla güzel rengarenk bir kültür oluşturabilecektir.

Mühendislik mesleğinin örgütlendiği odalar ve bağlı olduğu üst birliği TMMOB toplumsal yaşamımızdaki etkinliği ve mesleki alanlarda kapsadığı kitleleriyle büyük bir güç konumundadır. Anayasanın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlenmesi olan odalar mesleğin bilimsel gelişimini, meslektaşların ortak çıkarlarını kamu ve ülke yararı gözeterek savunan, bilimle toplum arasındaki köprülerin koruyuculuğunu yapan bekçileri olmalıdırlar. Odaların global ölçekte mesleğe yapılan saldırıları göğüslemek, örgüt çatısı altında bir araya gelen meslektaşları bilim ve duyarlılık ekseninde harmanlamak, toplumsal üretim süreçlerinin içerisinde kendini tanımlayabilen bireyler olarak değiştirip geliştirmek ve diğer meslek disiplinleriyle bilimin yapılabilmesi ve topluma ulaştırılması konusunda ortaklaştırmak gibi görevleri vardır.

SORUNLARIMIZ ORTAK, GÜZELLİKLERİMİZ ÇOK LAKİN PAYLAŞMAK İÇİN KAYBEDECEĞİMİZ BİR DAKiKAMIZ BİLE YOK…

MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ VE ETİK SONUÇ BİLDİRGESİ

1980 darbesiyle getirilen YÖK zihniyeti üniversiteleri işlevsiz hale getirmiştir. Neoliberalizmpolitkaları eğitimi paralı hale getirerek insanlar için temel hak olmaktan çıkarmıştır. Bu süreçle birlikte üniversiteler ticarethane öğrenciler ise müşteri konumuna getirilmiştir. Politik, ekonomik, toplumsal pek çok nedenden dolayı Türkiye’de hala istenilen nitelikte eğitime ve bilimsel bilgiye sahip olmadığımız bir gerçektir.

Ülkemizdeki mühendislik eğitimindeki, uygulamalı eğitimin yoksunluğu laboratuar çalışmalarından yoksunluk, bilgisayar donanımsızlığının yetersizliği ve bunların sonucu olarak da ezbere dayanan eğitimin varlığı biz öğrencilerce yaşanılarak teneffüs edilmektedir. Ülkemizde üniversitelerden çıkan öğrenciler genelde pratik eksikliği yüzünden her şeyden önce üretim mekanizmasında vasat verimlilikte işe başlamaktadırlar.

Mühendislik eğitimi, ruhsuz, nötr, sorumsuz bir teknik eleman gibi değil bilimin ışığında, geleceğe ilerleyecek ve toplum için teorisini pratiğe dönüştürecek mühendisler yetiştirmelidir. Bu yüzden mühendislik eğitimi, analiz edilen konunun mercek altına alınarak problemin fiziksel mekanizmasının ortaya konulması, gelişen teknolojinin, bilimin yakından izlenerek orijinal çalışmalarının yapılmasına ve bilime katkı sunulmasına dayanmalıdır.

Bilim, fikirlerin özgür alışverişine dayalıdır; değerleri gizliliğe ters düşer. Bununla beraber mühendislik ve mühendislik eğitiminde etiğin rolü büyüktür. Etik yasalar gibi insanların davranış kuralları da kaynağını toplumdan ve toplumu biçimlendiren üretim ilişkilerinden alırlar ve üretim ilişkileri ve toplumun değişimine paralel olarak değişirler; bu nedenle iyi-kötü, doğru-yanlış ve buna benzer kavramların algılanması, değerlendirilmesi üretim ilişkilerinin dolayısıyla egemenlik ilişkilerinin neresinde olduğumuza göre değişir. Mühendislik etiği yaratıcı faaliyetin ahlaki ilkeleri ile sorgulanması olarak özetlenebilir. Dünya Mühendisler Birliği’nin 5 Ekim 1997’de yapılan toplantısında mühendislik etiği şöyle belirtilmiştir: “Mühendisler, mühendislik mesleğinin, doğruluğunu, onurunu ve değerini, insanların rahat, yaşaması için bilgi ve becerilerini kullanarak, dürüst ve tarafsız olarak halka ve kendi işlerine sadakatle hizmet ederek, mühendislik mesleğinin niteliği ve prestijini arttırarak, kendi disiplinlerinin mesleki ve teknik prestijini arttırmaya çalışarak yüceltir ve geliştirirler.”

• İnsanlar okula başlama yaşından itibaren yetenekleri açığa çıkarılarak eğitilmeli ve yönlendirilmelidirler.

• Orta öğretimdeki ders kitaplarının içeriği bilimsel olmayan, ırkçı-gerici-cins ayrımcılığı öğeleri doludur. Bu müfredat acilen gözden geçirilerek düzeltilmelidir. Bugün Türkiye’de yaklaşık 200 bin öğretmen 135 bin derslik açığı vardır.

• Klasik lise eğitimi her türlü teknolojik bilgi ve beceriden uzak üniversite öğrencisi adayı olabilen, topluma yarasız ve uyumsuz mezunlar vermektedir.

• Uygulanmakta olan ÖSYM modelinin verimsiz olduğu öğrenciler arasında genel bir kabulüdür. Öğrencilerin meslek seçiminde hataya düşesini önlemek amacıyla lise öğrencilerinin mühendislik eğitimi ve iş alanları konusunda bilinçlendirilmesi ve yeteneğe göre seçim yapılmasını engelleyen puana göre yapılmasını sağlayan ÖSYM modeli değiştirilmelidir.

• Bütçeden eğitime ayrılan pay arttırılmalıdır. Eğitim tüm topluma eşit ve parasız verilmelidir.

• Ezberci eğitim yerine araştırma ve incelemeye dayalı sorgulayıcı eğitim olmalıdır.

• Mühendislik eğitimdeki sorunlar aşılırsa, şartlar yeterli düzeye ulaşırsa ve öğrenmeyi öğrenmiş, araştıran, çözüm üreten ve yaratıcı bireyler topluma kazandırılmış olacaktır. Aynı zamanda toplumun her alanında iletişim becerilerini ve grup çalışmalarını kullanan, gelecekte çağa ayak uyduran bir araştırmacı bilince sahip bireyler, ülkesine daha faydalı kişiler olarak topluma katılabileceklerdir.

• Bizler parasız, özerk, bilimsel ve demokratik bir üniversite istiyoruz. Bununda sıkı bir birlikte olacağına inanıyor ve tüm öğrencileri bu birlikteliğe davet ediyoruz.

• Mühendisler mesleki görevlerini yerine getirirken toplumun güvenilirliğini, sağlığını ve refahını önde tutmalıdırlar. Mühendislik kurallarına, kararlarına uygun tasarlamak zorunda olduklarını bilmelidir ve tasarılarını belirlenmiş standartlara uygun olacak şekilde yapmalıdırlar.

• YÖK sistemi günümüz eğitim modeli açısından verimli olmadığı bir gerçektir. Bu sistemin yerine özerk, demokratik, katılımcı bir üniversite sistemi hayata geçirilmelidir.

• Eğitim emekçilerinin önemli bir bölümü yoksulluk ve açlık sınırında yaşam mücadelesi vermektedirler. Bu durum bir an önce düzeltilmelidir.

• Eğitime yönelik kurulmuş olan demokratik kitle örgütlerini ve eğitim bileşenlerini bir araya gelmiş yeni bir eğitim sistemi oluşturup olgunlaştırabilmelidirler.

• Yetkin mühendisliğin, adına piyasa dediğimiz ve bu piyasada, belli bir zümrenin yani yetkin oldukları söylenen küçük bir grubun en büyük yeri kapmak ve pastadan en büyük payı almak için başvurduğu, hizmetin daha iyi değil daha ucuza üretilmesini ve sermaye ucuz emek gücü sağlayacağı, varolan işsizlik koşullarında, yeni mezunlar için iş bulma ve üretme koşullarını yok edeceği açık bir gerçektir. Bu yüzden yetkin mühendisliğe “Hayır!” diyoruz. Paralı eğitime karşı çıkan, sınıfsız bir toplum, sömürüsüz bir yaşam isteyen, bireysel çıkarları değil toplumsal çıkarları benimseyen TMMOB’nin, bu yabancılaşma sürecinde kapitalizmin oyununa alet olmaması gerekir ve bununla birlikte kurslar ve sınavlar ile yetkinlik sıfatını vereceğini düşünerek yeni bir rant kapısı açmaması ve haksız bir kazanç sağlamaması gerekir.

Eğitim, bir toplumda istendik, diskordans oluşturmayan, sessizlik kültürüne adapte bireyler yetiştirmek için kullanılan, devletin en önemli ideolojik aygıtlarından biridir. Bu, kişinin zihinsel, bedensel, duygusal ve toplumsal yeteneklerini kontrol altında tutmak, yani rutini karakterize etmek için egemenlerin kullandığı bir aygıttır. Eğitim süreci, sorgulayıcı, araştırmacı, yaşamdaki gerçeklerle neden-sonuç ilişkisi kuran, olayları sürekli değişim, etkileşim ve dönüşüm sürecinin bir parçası olarak gören bireyler oluşturmalıdır. Eğitim, usta-çırak ve ya öğreten-öğrenen ilişkisi gibi değil, tam tersine öğretenin öğretirken öğrendiği, öğrenenin öğrenirken öğrettiği diyaloga dayalı bir şekilde verilmelidir.

Ancak bu şekilde ezberci eğitimden uzak, dogmatik olmayan, bilimsel bilginin ışığında dünyayı değerlendirebilecek bireyler yetişebilecektir.

İŞSİZLİK OTURUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

Egemen sınıflar için teknoloji kar maksimizasyonuı için kullanılan bir araçtır. Bu nedenle teknoloji ücretli çalışanların istihdamını daraltıcı faktör olarak kullanılmaktadır. Teknolojik gelişmeler iş gücünün verimliliğini arttırırken, işgücü için istihdamı daraltıcı etki yaratmaktadır. Teknolojinin işgücü üzerindeki işsizlik yaratma tehditi çalışma yaşamının yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir.

Teknolojik gelişmeler işgücünün niteliğini değiştirmektedir. Birçok işgücü türünü niteliksiz hale getirirken, bir yandan yeni, nitelikli işgücü talebi yaratmaktadır. Nitelikli işgücünü sağlama koşulları Neoliberal politikalarla insan temel hakkı durumundaki eğitimin meta haline getirilmesiyle bireyler için sürekli bir gider haline getirilmektedir. İşgücünün piyasa ilişkisi içindeki bu konumu eşitsizlikleri derinleştirmekte, işgücü sürekli birbiri ile rekabet eder hale dönüştürmektedir. Mühendislik alanında da bu durum görülmektedir. Mühendisler arasında uzmanlaşma, yetkinleşme gibi unsurlarla, niteliksel anlamda farklılaştırma gelişmesi; mühendislik alanındaki işgücü fazlalığına karşı, mühendislik alanındaki işgücünün bir kesimine olanaklar sağlayıcı düzenlemedir. Planlama süreçlerinden uzak, serbest pazar içindeki üretim-istihdam ilişkisi nitelikli, niteliksiz ayrımı olmadan işgücünün büyük kısmını ekonomi dışı alana itmekte, işsizliği nitelikli-niteliksiz işgücünden bağımsız yapısal bir sorun haline getrmektedir. Bu nedenle işsizlik, işsizlerin olduğu kadar çalışanların ve öğrencilerin de sorunudur.

İşsizlik sadece kriz dönemlerinde görülen bir durum olmamakla birlikte kişisel yetersizlikler de işsizliğin tek nedeni değildir. İşsizlik sürekli var olan ve yaşayabilmek için sürekli mücadele etmek zorunda bırakıldığımız bir durumdur.

İşsizlik sadece ekonomik boyutlu bir sorun değildir. Ayrıca toplumda suç oranının artması, bireysel ve toplumsal yabancılaşma gibi çeşitli sorunlara neden olmaktadır. İşsizliğin çözümü için öğrencilerin geleceklerini toplumdan bağımsız olarak değil onun bir parçası olduğunu bilerek tasarlamaları gerekir.

Bir öğrenci birlikteliği sağlanmalı ve sorunun çözümüne yönelik çalışan ve işsiz kesimle birlikte uzun vadeli çalışmalar yapılmalıdır.

Teknolojik gelişmeler işgücünün verimliliğini arttırmaktadır. Bu nedenle işsizliği önlemeye yönelik olarak çalışma saatleri azaltılmalı, iş imkanlarından daha fazla sayıda insanın yararlanacağı şekilde düzenlenmelidir.

DOĞA-İNSAN İLİŞKİSİ VE JEOLOJİ OTURUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

Felsefe ve bilim doğayı ve içinde yaşadığımız doğal çevreyi önce kavramada, ardından da doğal dengeleri gözeterek dönüştürmede asli unsurdur.

Doğa canlı ve cansız varlıkların tümüdür, bu açıdan bakıldığında insan doğanın bir parçasıdır. Doğada her olgu ve süreç birbiriyle etkileşimde ve bu anlamda da sarmal bir döngü içindedir.

Tarihsel nedensellik çarkı farklı işlese; atomcuların maddenin doğası, dünyaların çokluğu, uzay ve zamanın erimi konusundaki öngörüleri rağbet görüp temel alınsa; insanların gözleyip anlaması gereken doğa yasaları kavransa ve kavratılsa, günümüzdekinden farklı bir dünyada yaşıyor olacağımız açıktır.

Bilim, temel değerlerini yitirmeksizin varlığını sürdürme umudu besleyen, bir diğer deyişle “sürdürülebilir yaşam” arayışındaki insanlık için başlıca araçtır. Yalnızca başarılı bilim insanlarına değil, bilimi anlayan ve ona kucak açan bir insan toplumuna da gereksinim duymaktayız.

Bilim, fikirlerin özgür alışverişine dayalıdır; değerleri gizliliğe ters düşer. Bilim de demokrasi de çizgi dışı fikirleri ve güçlü tartışmaları destekler. İkisi de yeterli neden, tutarlı sav, kanıt konusunda yüksek standart ve dürüstlüğü temel ölçütler olarak almak zorundadır. İnsanın doğaya ve yaşadığı doğal çevreye ilişkin bilgisi üssel/katlanarak artan ve entegratif/bütünleşen özelliktedir. Zaman kavramı ile tanımlanan olgu ise doğadaki değişim ve dönüşümlerin bir sonucudur. Tüm bu evrim sürecinin asli unsuru atomlar ve atom-altı parçacıklar, az sayıdaki bu parçacık türlerinden çok sayıda canlı türünün ve maddenin oluşmasının nedeniyse simetri kırılması ve özellik sabitlenmesidir.

İnsanlığın sorunu evrim sürecini doğal bir gelişim olarak almak yerine Oluşturucu Dış Güç, bir diğer deyişle Doğaüstü bir Güç tarafından oluşturulup örgütlendiği düşüncesini temel almasından, buna karşılık bu gelişimin farklı türler ve oluşumlar ile doğal ortamın etkileşiminden kaynaklandığının gözardı edilmesinden kaynaklanmaktadır. İkinci bir sorun kaynağı ise, bu genel bakışın uzantısı olarak, tepeden inmeci bir toplumsal örgütlenmenin egemen olması ve bu örgütlenme türünün tüm örgütlenme ve yönlendirme inisiyatifi ve sorumluluğunu tepedeki unsur(lar)a bırakmasıdır. İnsanın insanı tahakküm altına aldığı bu tür örgütlenme doğayı da tahakküm altına alma ve doğadan bilinçsizce yararlanma mantığını ürettiği için yıkımlara neden olmaktadır. İnsanı sömürmeyen bir sistem, insanın doğal ve asli bir parçası olduğu doğayı da sömürmeyecektir.

Yerkürenin oluşumundan günümüze canlı türleri yedi kez kütlesel olarak yokolmuştur. Geçmişteki bu yokoluşlar doğal olgular ve süreçlerden kaynaklanmışken, bugün doğal süreçlerin yıkıma dönüşmesindeki en önemli etken doğaya müdahale eden ve koşulları olumsuza evrilten insandır. Doğaya, doğal süreçler ve dengeler gözönüne alınmaksızın yapılan müdahaleler ve yararlanma uygulamaları doğanın tahrip olmasına, doğal dengelerin bozulmasına ve yıkımlara neden olacaktır ve olmaktadır da. Bu bilinçsiz ve sömürü amaçlı yararlanma doğada kaos yaratacak, giderek artan sayıda canlı türünün yokolmasına ve kütlesel kırımlara neden olan beklenmedik doğal olaylara zemin hazırlayacaktır. İnsan türünün bu yokoluş sürecinden kendini kurtarabilmesi için doğaya bakışını kökten değiştirmesi gerekmektedir.

Bir kuram ve uygulama olarak jeoloji insanı doğayla dost kılacak bilim ve mühendislik anlayışıdır. Temelde yerkürenin ve yaşadığımız doğal çevrenin geçmişini ve geleceğini kavramaya dayanır. Bu nedenle de kültür ve bilimin kavranması/kavratılmasındaki en önemli araçlardan olan Jeolojik Miras oluşumlarının insanın sömürüsü ve olumsuz-bilinçsiz müdahalesi sonucunda tahrip edilmesini önleyici çabaların yoğunlaştırılması karşımıza bir zorunluluk olarak çıkar.

CİNS AYRIMCILIĞI OTURUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

Ülkemizde cinsiyet ayrımcılığı aile içi ilişkilerden başlayarak toplumsal yaşam içerisinde her düzeyde yaşanan bir olgudur. İş yaşamından, sosyal yaşamdan, aile içi yaşamda kadının kadın olmasından kaynaklı sorunlar tarihsel, kültürel, dinsel faktörler nedeniyle görmezden gelinmektedir. Ayrıca kadın sorunu indirgemeci bir mantıkla ele alınarak politika da malzeme olarak kullanılmaktadır.

Kadın sorunu bir cinsin diğeriyle olan hegemonik bağımlılık ilişkisine dayanıyor olmakla beraber, bir cinsin diğerine karşı mücadele etmesiyle çözülemez. Mevcut sosyo ekonomik yapı içerisindeki bütün ezilenlerin yoksulların dil, cins, ırk, ayrımı gözetmeksizin bir araya gelip sorunlarının çözümü için ortak bir mücadele yürütmeleri bir zorunluluktur.

Cinsiyet ayrımcılığı ya da kadın sorunu derin tarihsel kökenleri olan bir sorundur. Kadın sorununu doğru tahlil edebilmek için sorunun kökenini doğru tespit etmek gerekir. Kadın sorunu sınıflı toplumlarla birlikte ortaya çıkmış ve bir toplum biçiminden diğerine devredilerek günümüze kadar gelmiştir.

Egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden cinsiyetçiliği, onunla uzlaşmaz çelişkilere sahip olan kadın ve erkek yani tüm ezilenlerin birlikte mücadelesiyle ortadan kaldırabiliriz. Cinsiyetçiliğe karşı mücadelede ezilen ve sömürülen sınıfların bütünü kazanılmadan özgür ve eşit bir toplum yaratılması mümkün değildir. Bu yüzden bu mücadele bugünden yarına ertelenemez.

Kadın sorununun doğa ile iç içeliği gerektiren jeoloji mesleğinin özelliğinden dolayı jeoloji mühendisi kadın meslektaşlarımız açısından özel yansımaları görülmektedir. Oysa:

• Üniversitelerimiz bünyesindeki bölümlere öğrenciler, kadın erkek ayırımı yapılmadan alınmakta, mesleğinin gerektirdiği zor arazi koşullarında bile çalışabileceği bilinciyle mezun olmaktadırlar. Aynı iş koşullarında erkeklerle eşit çalışma gücüne sahip kadın meslektaşlarımız çalışma hayatına girişte ve çalışma sürecinde ayırmcı uygulamalarla karşılaşmaktadırlar. Cinsiyet ayrımcılığı kamu kurumlarından, özel sektöre kadar birçok işyerinde görülmektedir.

• İş yaşamında kadın meslektaşlarımıza karşı yapılmış hiçbir hukuki zemini olmayan bu çağdışı ayrımcılığı, sessiz kalarak kabul etmek mümkün değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılması gereken, alınacak personelin sadece kadro ve pozisyonlarının ayrıntılı olarak belirtilmesi ve takdir yetkisinin başvuru sahiplerine bırakılmasıdır.

• Namus ve töre cinayetlerine hep birlikte dur demek insanlık borcumuzdur. Irak savaşında mağdur olan kadınlarla, anadilinde eğitim hakkından dahi yoksun olan ve yoğun baskılara uğrayan Kürt Kadınıyla dayanışma, bu topraklarda yaşayan tüm kadınların “kadın dayanışması” nın merkezinde olmalıdır.

Toplumun her zerresine işleyen cinsiyet ayrımcılığını yıkmak, ancak birlikte mücadele, kadın dayanışması ile beraber tüm örgütlülüklerin topyekün bu ayrımcılığa karşı çıkmasıyla ve sınıfsız sömürüsüz bir yaşama ulaşmakla mümkündür.

Kadın sorunu aslında erkeklerin de sorunudur.

Kadının özgürlüğü insanlığın özgürlüğüdür.